DUVARLARINI YIK, MÜMKÜNSE BALYOZLA!

DUVARLARINI YIK, MÜMKÜNSE BALYOZLA!
Koray Yılmaz, 2021 - HütHüt/Haz
  • PUBLISHER
  • Gizem Ekiz
  • CATEGORY
  • interview
  • DATE
  • 20/05/2021

Selamlar herkese. Inside’ın röportaj serisine ara vermeden devam ediyorum. Şimdi ki konuğum Koray Yılmaz. Koray Ba’ndo Lab Çaylak Programı’nda çaylak tasarımcı, tam zamanlı fotoğrafçı ve yarı zamanlı mühendislik öğrencisi. Görsel sanatların çoğu alanına ilgi duyan fazlasıyla yetenekli, bir o kadar da aykırı bir kişilik. Grafik tasarım öğrencisi olmadan bir tasarım ajansında üretim yapan biri için uygun sıfatlar kullanıyorum diye düşünmekteyim. Benim ilgimi çeken de kendi isteklerini gerçekleştirmek üzerine cesaret barındıran eylemleri. Röportajım bu bağlamda bana, sizlere ve herkese ilham olması için yayında! Keyifli okumalar.




Selam Koray, Ba’ndo Lab Çaylak Programı’na katılmaya nasıl karar verdin?


Ben aslında mühendislik öğrencisiyim. Ama mühendislik öğrencisi olmaktan memnun değilim. Memnuniyetsizlik içinde kıvranıyordum. Ne yapmak istediğime dair yoğun sorgulamalar yaşadığım bir dönemde, programa katılma kararı aldım. Işıl’ın bir paylaşımında gördüm ve merakımı uyandırdı. Çaylak programı nedir, ne yapıyorlar diye keşfetmek istedim.



Mühendislikten tasarımcılığa…. Tasarımcı olmak istediğine nasıl karar verdin?


Çocukluğumdan beri tasarım, mimari, çizim gibi görsel sanatların birçok alanına meraklıydım. Çevremdekiler de merakımın farkındaydı, beni görsel sanatlar okumaya teşvik ediyorlardı. Ben, meslek tercihimde para kazanabilmeye önem verdim. Mühendis olma kararı aldım. Beni tatmin eden bir maddi gelirim olur, rahat bir yaşam kurarım düşünceleriyle kendimi İTÜ’de buldum. İTÜ’de okumaya başlayana kadar ilgi alanlarımla alakalı üretim çabam yoktu. Üniversitenin ilk döneminde arzularımı sorgulamaya başladım. Mühendislik okumaktan mutlu değildim. Alternatifler oluşturmaya başladım.



Anne Marie fotoğraf serisindeki görseller
Çernobil Ulusal Müzesi, 2019

Ba’ndo Lab Çaylak Programı sayesinde mi tasarımcı oldun?

Ba’ndo’ya tasarıma dair hiçbir şey bilmeden geldim. Tasarım ajansı kavramına hâkim değildim. Önceden çalıştığım yerlerle örtüşmüyordu. Tek bildiğim, üretme isteğim hep vardı. Nasıl bir yol izlemem gerektiğini bilmiyordum. Ba’ndo Lab, üretme isteğimi dışa vurabileceğim alanları görmemi sağladı.



Ba’ndo’da çaylak tasarımcı olmadan önce neler yapıyordun?

Fotoğraf çekmek ve kolaj yapmak ilgilendiğim şeylerdi. Üniversitenin fotoğraf kulübüyle tanıştıktan bir süre sonra fotoğraf kulübünün başkanlığını yaptım. Fotoğraf projelerim vardı. Annemin fotoğraflarında oluşturduğum bir seri: Anne Marie. Kendi vizyonumdan annemi anladığım ve annemin profilinden Türkiye’deki kadın profilini çıkardığım bir projemdi. Kendimi anlamak için, ‘Politik Ama Elzem Bir Tanımı Yok’ adında projem vardı. Bir kişinin açılma sürecini, bir ergenin yaşadıklarını, bedenini tanımayı, depresyonu görsel bir dille anlatmaya çalıştığım kolajlardı. En son, Beraberce Derneği’nin ‘Hafıza Mekanları Değişim Programı’ ile Chernobyl Ulusal Müzesi’nde çalıştım. Müzede öğrendiğim bilgiler ve yaşadığım deneyimler sayesinde bir fotoğraf serisi oluşturdum. Bir de lezbiyen ve biseksüel kadınların açılma süreçlerini incelediğim makale yazdım. Kadınların toplumda karşılaştığı birçok kadın profili normları var ve bu normlar üzerinden yargılanıyorlar. Tartışmaya açık bir konuyu gözlemlerimle anlattım, arada güncelliyorum. Çalışmalarım bir yerde yayınlanmadı ama benim için hepsi bir yerde duruyor, devam ediyor ve süreç içinde yerini bulacağına inanıyorum.



Peki ‘okulunu okumadan’ tasarımcı olma sürecini nasıl başlattın?

Önceden bildiğim her şeyi unutarak başlattım. Çünkü bir yerlerden öğrendiğim ve sürekli uygulamaya çalıştığım fikirler, beni kısıtlıyordu. Böyle bir tutumla yeni şeyler öğrenemezdim. Ba'ndo Lab'te ilk altı ay öğretici bir yol izledim; projelerle uğraştım ve revizeler aldım. Son üç aydır da müşteri ve grafik tasarım odaklı bir süreçteyim. Uğraş alanlarımı sürekli değiştirmem, bana kapsamlı bir öğrenme becerisi kazandırıyor. Böylece daha hızlı geliştiğimi hissediyorum.



Kaostan ve karmaşadan beslenmeyi seviyorum. Ayrıca karşı kültür ögelerine bayılırım. Hep asiliğe kayan bir yönüm vardı.

Ba’ndo’nun sana kazandırdığı en önemli alışkanlık nedir?

Ba’ndo’nun bana kazandırdığı bir disiplin: yaptığım iş her ne olursa olsun, o işin sorumluluğunu almak. Kurcalayarak, sorarak, revize alarak, gerekirse ağlayarak o işi halletmeye alışıyorsun. Emek verdiğin sürece de öğreniyorsun.



“Benim beslendiğim şey…” dediğin örneklerin var mı?

Kaostan ve karmaşadan beslenmeyi seviyorum. Ayrıca karşı kültür ögelerine bayılırım. Hep asiliğe kayan bir yönüm vardı. Yık, boz, parçala, bambaşka formlar elde et gibi görüşlerimle tasarımlarımı şekillendiriyorum. Bu anlamda Dadaizm etkilendiğim bir akım.



Takip ettiğin tasarımcılar?

Benim eksik olduğum konulardan biri de bu fakat kendimi geliştirmeye çalışıyorum; çünkü çaylak tasarımcı olduktan sonra tasarımcıları gözlemlemeye başladım. Son dönemde etkilendiğim tasarımcılar, Ba’ndo’da sunumunu yaptıktan sonra Jonathan Ive oldu. Ukrayna’da bulunduğum dönem, Ukrayna’daki tasarımcıların Chernobyl olayından etkilenerek ürettikleri işler çok ilgimi çekmişti. Bu anlamda Maxim Zhetskov, Chernobyl Artefact ve Kyiv Academia Of Media Arts takip ettiğim kişiler, projeler ve kurumlar.



Kendi arzularını gerçekleştirmek isteyenlere neler söylemek istersin?

İlk önce bunun zor olduğunu söyleyebilirim. Özellikle, çevremdeki gençleri gözlemlediğim kadarıyla çabalarımızın karşılıksız kalacağını düşünerek harekete geçmiyoruz. Bunun sebeplerinden biri de maddi kaygılarımız. Ben de bununla uzun süre baş ettim. Maddi kaygılarımda boğulup, temel ihtiyaçlarımı karşılamak için mühendis olmayı seçtim. Ne yazık ki mutlu değilsen, içinden yapmak gelmiyorsa, tutkuyla ilerleyemiyorsan seçimlerin bir yere varamıyor. İşin özünün şu olduğunu düşünüyorum: İçinde güç oluşturan ve yapacağına dair inanç hissettiren şeyin peşinden gitmek.



Gizem Ekiz Ba’ndo Design Agency'de çaylak metin yazarı olarak çalışıyor