Mavi Dedim Ama Mor Demek İstemiştim

Bengisu Demirkaya
  • PUBLISHER
  • Göksel Balaban
  • CATEGORY
  • article
  • DATE
  • 27/06/2024

Sevgili genç iletişimciler ya da iletişimci adayları.

Böyle büyük bir hitap ile geniş bir kitleye seslenmek istediğimi anlamışsınızdır. Seslenmekle kalmayıp konuyu bir adım öne de itiyorum; bir gün aynı bu başlıktaki gibi bir cümle ile karşılaşabilirsiniz.

Bu, gelen revize mailine istinaden hazırlanıp iletilen işe yanıt olarak gelen ikinci mailin giriş cümlesi olabilir. Biraz karışık gibi geldi cümle ama bir daha okursanız tam oturur aslında. İkinci revize maili desem kafanız karışacak, o yüzden demiyorum.

Görüldüğü üzere karşınızdaki kişi ‘beni anlayın’ diyor. Bunu bir yardım çığlığı olarak da görebilirsiniz. Hatta görmelisiniz.

Revize etmek: Bir kez daha ele alıp düzeltmek, onarıp yenilemek.

Revizenin tam kelime anlamı budur ama senin yapman gereken sadece işi değil karşındaki kişiyi de onarıp yenilemen. “Bu benim görevim mi?” diye çığlıklar attığınızı, üstünüzü yırttığınızı duyar gibiyim.

Eğer insanlar kendilerini bir eşya gibi tanımlasa her şey çok daha rahat olurdu, herkes ne olduğunu bilir ona göre hareket ederdi.
Sakin olun. Bunu bir görev olarak düşünmeyin. Bu bir insanlıktır. Sende de yok mudur? ‘beni anlayın’ çığlığı. Kesinlikle her 13 günde bir atıyorsundur bu çığlığı. Şehir hayatı zor; üretim sancısı, ben şimdi neyim sancısı, babam da satmadı şu dükkânı ben de biraz daha az zorlanarak çalışırım ne güzel, faizden para gelir sallamazdım kimseyi sancısı, ömrüm böyle mi geçecek sancısı.

Evet, ömrün böyle geçecek. Şaka şaka, olur mu hiç; seni çok seviyoruz, iyi ki varsın.

Konumuza dönecek olursak ki bu bazen çok zordur: iletişimcilerin müşteri ile ajans arasında sağlayacağı köprü görevi zaman zaman çok zorlayıcı olabilir. Burada herhangi bir suçlu aranmaz, her iki tarafta da insanlar var ve bu insanlar en güzeli olsun endişesi içinde.Tatlı bir endişe gibi görünse de yine de kontrol etmekte fayda var; her insan için önerim:buyurun

Burada kendini şöyle konumlandırabilirsin. ‘Ben bir uzatma kablosuyum’

Evet, yanlış duymadın, sen bir uzatma kablosusun. Eğer insanlar kendilerini bir eşya gibi tanımlasa her şey çok daha rahat olurdu, herkes ne olduğunu bilir ona göre hareket ederdi. O yüzden ben hemen seni kategorize ediyorum ki rahat et. Yoksa titreme gelir ve de gitmeyebilir.

Ama tabii nasıl bir uzatma kablosu? Hani özel yerlerde satılır siyah, kaliteli, böyle tuttuğunda “apartman elektriği çökse bu alet beni çarpmaz” dediğin uzatma kabloları var ya, işte o’sun sen.
Şimdi, senin ne olduğun konusunda anlaştıysak birkaç detay vereceğim. Bu kablo her elektrik kaynağından gelen akımı sağlıklı bir şekilde diğerine ulaştıran, ulaştığı yerde de güvenliği sağlayan ve varsa diğer elektrikli aletleri de akımına kavuşturan o güzel siyah uzatma elektrik kablosu.

Bazı ortamlarda ‘seyyar’ da diyorlar. Ki bazen ne dendiğinin önemi yok, önemi olan ortamdaki refahı yükseltmen.

Eğer sen de aynı fikirdeysen lütfen bize mail at ve düşüncelerini…… Şaka yapıyorum. Sadece ilk şoku atlatmanı istedim. Kabullenme, yaş fark etmeksizin her zaman zordur. Eğer ne olduğun konusunda artık hem fikirsek sana birkaç yöntem söyleyeceğim. Aslında ‘söylicem’ demek istiyorum ama işte Türkçe yazarken öyle olmuyor, kurallara uyman lazım. Yazarken en çok endişelendiğim nokta, benim Türkçe’ye hakim olmadığımı düşünmeniz. Bu beni çok üzer. O yüzden bu yazıyı yazarımızdan kontrol etmesini rica ettim. Sağ olsun kırmadı, kendisi iyi bir insandır. Siz de Türkçe konusunda titizseniz; buyurun .

İyice rahatladığını umuyorum, kendimden de örnekler verdim. Artık bir noktaya gelmiş olman gerekiyor, yoksa sana yardımcı olamam.

Yardımcı olmak derken, illa büyük krizler değil; normal bir günde dahi mailler arasında kaybolmamak için neler yapabilirsin bir bakalım derim. - Anlayışlı ol.

Evet başka bir maddeye ihtiyaç yok, sadece anlayışlı ol. Anlayış sende olduğu sürece kahve içmek, 5 dakika yürümek ya da 6 dakika dedikodu yapmak seni hemen toplar. Kinlenmezsin de. Bak sinir demiyorum, insan gençken kinleniyor. Ben de gençtim. Anlayış öyle kolay elde edilmez ama denenebilir. Denemekten de bir şey kaybetmezsin şeker kardeşim.

Yazının tamamında seni kendime yakın gördüğüm için samimi bir dil kullandım. Amacım yardımcı olmaktı ama sen yine de samimiyetten hoşlanmıyorsan bazı kelimelerin konu ‘iz, cağız, nizde’ gibi takılarla resmi bir yazıymış gibi okuyabilirsin.

Ben bu yazıyı 9 yıl süren bayram tatili sonrası bir Pazartesi günü onca işimin arasında sırf Bengisu, Göksel bir yazı yazmalısın diyerek 15 dakika bunun üzerine konuşup beni de heyecanlandırdığı için yazdım. Ba’ndo’da biz işimizin her anında birbirimizin gözündeki heyecanı görebilmek için çabalarız, bu bazen illa yaşça büyük bir insan ile de gerçekleşmez. Yazdım bitti, şimdi Bengisu’ya atıcam ne diyorsun diye, gülüp falan çok iyi derse Bahar’a atıp bir Türkçe kontrolünü rica edeceğim. Ondan sonra da Emrah’a atarım, “Ba’ndo Insights’da yer alır mı ne dersin” diye.

Not: Mavi ile mor da aslında çok uzak renkler değiller. Adobe’un herhangi bir programının color book kısmında maviyi seç, sağa veya sola çek al sana mor. Tasarımcıları üzmek değil niyetim, revize sürecinde onları hoş tutmak.

Göksel Balaban works as a Client Director at Ba'ndo.