Metin mi Grafikten Çıkar Grafik mi Metinden?

Míla Preslova - Wrapped Up, 2002
  • PUBLISHER
  • Ece Yılmaz
  • CATEGORY
  • opinion
  • DATE
  • 05/09/2022
Bu soruya eminim tasarımcılarla yazarlar farklı cevaplar verecektir fakat bence tek bir cevap var...

Yakın zamanda Domestika’dan yaratıcı reklam yazarlığı ile ilgili bir kurs aldım. Bu kursun eğitmeni sektöre giriş hikayesini anlatırken nasıl çocukluğundan beri çizim yaptığını, reklamcı olan babasının da onu 15 yaşından beri yetenekleri doğrultusunda reklamcılığa yönlendirdiğini anlatıyordu.

Eminim ki her çocuk biraz cesaretlendirildiğinde belirli bir alanda yetenekleri filizlenmeye ve büyümeye başlıyor. Hikayeler farklı olsa da, herkesin muhakkak en az bir alana eğilimi oluyor küçüklüğünden beri.

Sanat yönetmeni olarak sektöre girmiş olan bu eğitmen, yeni bir yaratıcı serüven olarak reklam yazarlığını seçmiş. Oldukça ilgimi çeken bu ilk dersi takip ederken inanılmaz vurucu bir ifade ile karşılaştım: ''Pazar benim kanatlarımı kesti ve ikisini de seçemeyeceğimi söyledi. Ya bir yazar olacaksın, ya da bir sanat yönetmeni!’’

Oldukça yakından tanıdığım bu duygu, yıllar sonra tekrar içimde uyanır gibi oldu. Bana halihazırda günlük olarak kendimi geliştirdiğim yaratıcı yazarlık alanının inceliklerini anlatan güler yüzlü eğitmenin kurduğu bu cümlenin bir benzeri, hayatım boyunca bana ailem tarafından da son derece kısıtlayıcı ve heyecan öldüren bir deyiş olan ''maymun iştahlılık'' olarak yapıştırılmıştı.

Gördüğüm her yeni şeyi ve uğraşı merak eden sağlıklı küçük bir çocuk olarak bu alanlara dalma cesaretim de oldu her zaman. Keman çaldım, gitar çaldım, dikiş yaptım, dokuma yaptım, örgü ördüm, yüzme ve tenis ile uğraştım, buz pateni yaptım, fotoğraf çektim, çizim yaptım, yazı yazdım. Daha birçok alana da dalmak istedim. Bütün bu ilgi alanları için gerekli ekonomik kaynağı sağlamak kolay değil, buna hak veriyorum. Fakat birçok ilgi alanım olması hiçbir zaman benimle ilgili bir ’’sorun’’ değildi.

Çocukluğumdan beri sevdiğim ve ilgilendiğim alanlardan sadece bir tanesini seçmem için beni yönlendiren ve kararsız olduğum için de kaygılanmamı sağlayan bu soru ile kendimi bildim bileli hem ailemde hem de eğitim hayatımda karşılaştım.
Uğraşlarıma karşı beslediğim heyecanı, şu can alıcı sorunun cevabını ciddi olarak düşünmeye başlayana kadar da hiç kaybetmedim: Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?

Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun sorusuyla karşılaşmayan bir çocuk yok. Bütün bu uğraşlarla uğraştığım zaman kimseye ‘’Ben büyüyünce Ressam, Yazar, Müzisyen, Yüzücü, Moda Tasarımcısı olucam!’’ diyemezdim heralde. Yeterince ‘’maymun iştahlı’’ yaftası yapıştırılmış bir çocuk olarak içlerinden birini seçmem gerekiyordu, ben de bana bu soruyu soran herkese hep dansöz olmak istiyorum dedim.

Çocukluğumdan beri sevdiğim ve ilgilendiğim alanlardan sadece bir tanesini seçmem için beni yönlendiren ve kararsız olduğum için de kaygılanmamı sağlayan bu soru ile kendimi bildim bileli hem ailemde hem de eğitim hayatımda karşılaştım.

Özellikle de bu ‘’tek bir alana ağırlık vermelisin, yoksa başarılı olamazsın’’ yargısının okulda karşılaştığım hali, oldukça iki yüzlüydü. Zorunlu bir şekilde hem matematik, hem fizik hem coğrafya hem de beden eğitimi dersi alıyordum. Üstelik haftada kaç saat alacağımı da ben seçemiyordum. En sevdiğim resim dersini haftada sadece 1 kere alabiliyordum.

Bu gitgide bizi asıl yöneldiğimiz alan için hazırlıyormuş gibi görünen eğitim mekanizması yüzünden çok önemli bariz bir gerçeğe karşı körleştiğimizi düşünüyorum. Birsürü ilgi alanı olan, hayat enerjisiyle dolu olan bir çocuk nasıl bir anda keyif aldığı uğraşları bırakarak bir tane temel ilgi alanı olan birisine dönüşür? Bu nasıl oldu?

Sebebi basit: zorunlu olarak her çocuğa dayatılan fakat keyif almadığımız birçok eylemi yapmak zorunda bırakıldığımız için. Etrafımdaki yetişkinler birçok derste veya alanda ortalama bir seviye iyi olduğumu görmektense bir alanda daha başarılı bir şekilde sivrildiğimi görmek istediği için. Bu sanki büyüdükçe olması gereken bir şeymiş gibi düşünme eğilimindeyiz. Bir meslek seçmek zorundayız, bir alanda diğerlerinden daha iyi olup o alanda para kazanmak zorundayız. Fakat, bir alanda ustalaşmak zorunlu mudur ve herkese göre midir? Ustalaşmanın kriterlerini kim belirler?

Peki, hayatta keyif aldığın şeyi yapmak için bazı alanlarla kısa dönem, bazı alanlarla uzun dönem uğraşmak da bir yol mudur? Kesinlikle evet! Tıpkı hayatımızın senfonisinin farklı zamanlarda devreye giren enstrümanları gibi. Tek bir enstrüman çalmaktansa, hayatının orkestra şefi olmak daha meşakkatli ama daha ödüllendirici bana göre.

Aynı anda birçok alana ve uğraşa ilgi duyan benim gibi çocuklar ne şımarık, ne de maymun iştahlı. Sadece hayatta bazı şeyleri öğrenmek için tek bir yoldan gitmek yerine birsürü farklı yoldan geçmek istiyorlar. Yeni deneyimlere aç, meraklı ve yaşam dolu zihinler. Bazı yaratıcı insanlar için aynı anda birçok şeyle uğraşmak yönsüzlük değil, aksine zihinsel üretime farklı alanlarla değer katmaktır diye düşünüyorum.

Aslında hepimizin çocukken sonsuz yaratıcı potansiyeli var ve ortada kendimizi ifade edebileceğimiz binbir türlü dil var. Bu yaratıcı potansiyeli kısıtlayan toplumsal mekanizmaların içine doğuyoruz, ve sosyal olarak da kısıtlayıcı ve dışlayıcı tavırlarla maalesef bunu devam ettiriyoruz. Alışılagelmiş yollar bize uymasa bile, kendimiz olma cesareti gösteremiyoruz.

Yazmak ve çizmek bu ifade dillerinden 2 tanesi sadece. Gün içinde en az 4 iletişim dilini aktif olarak kullanıyoruz. Temelde, herkesin tek derdi kendini ifade edebilmek ve bunu yaparken de keyif almak. Dikkatli bakarsak, ifademizi zenginleştirecek ve kendimizi gerçekleştirmemizi sağlayacak farklı iletişim araçları ile dolu etrafımız. Yeri gelir, araba kullanmayı bile bir ifade aracı olarak kullanabiliriz. Kokuları, dans etmeyi, susmayı ve olduğumuz yerde durmayı da. Satır aralarına baktığımızda tüm eylemlerimiz kişisel ifade aracımıza ve bir bütün olarak iletişim dilimize dönüşüyor. Bu farklı iletişim araçlarını farkederek, merak ederek, onları öğrenerek ve kendi benliğimiz aracılığıyla bütün bu farklı alanları bir araya getirerek kendimizi ve özgün ifademizi yaratıyoruz.

Benim gibi; bir yandan zaman yönetimi kaygısı taşıyan, bir yandan günlük hormonal dengeleri ile motivasyonunu dinç tutmaya gayret eden, kültürel ve sosyal dengeler içerisinde barınmaya çalışırken de birçok farklı ilgi alanı içerisinde kaybolmuş insanların içinden ortaya çıkmaya çalışan bu ifadeyi ve benliğimizi şöyle görüyorum, noktaları birleştirdiğimiz yerdeki düğüm biz oluyoruz.

Birçok farklı konseptin, düşüncenin, kavramın birleştiği zihnimizde; bu düğümün içinde elimiz kolumuz bağlı kalıyoruz bir süre. Daha sonra sabırla bu düğümü çözümleyerek kendi özgün ifademizi oluşturuyoruz, bütün bu kaosun içerisinde nefes almak için.

Gelgelelim; zihnimize kodlanmış toplumsal yargıları geride bırakmak, cesur olmak, gerçeği görmek, bu yargılarla beraber gelen duyguları çözümlemek ve özgürleşmek de oldukça zor. Birkaç işi başarıyla yürüten insanları gördüğümüzde kıskanıyoruz, imreniyoruz. Hem doktor hem ressam mı?! Hem başarılı bir müzisyen hem de başarılı bir illüstratör mü!

Burada ilginç olan, çok potansiyelli insanlarla karşılaştığımızda onlara şaşırmamız. Çünkü çok potansiyelli (multipotentialite) insanlar her yerde! Belki sen de onlardan birisin. Birsürü projen var, ama bir tanesine kendini adaman gerektiğini düşünüyorsun. Bazen uğraşlarından sıkılıyor ve onları bıraktığın için utanç duyuyorsun. Bir anda başka bir projeye veya insana veya inanılmaz tutkulu bir şekilde dalıyor, eski uğraşlarına ve meraklarına bir yenisi eklendiği için ve hepsini aynı anda yürütemeyeceğin için kaygı yaşıyor ve dinlendiğine kendini suçlu hissediyorsun. Seni çok iyi anlıyorum. Şahsen, bütün bu çoklu ilgi alanlarımı yönetirken hepsini beraber dokuyabileceğim bir proje ile uğraşmanın en sağlıklısı olduğuna karar verdim.

Yazının başında yazdığım sorunun cevabına gelirsek; bu sorunun benim için çok kişisel bir cevabı var. Benim hayatımda kendimi ifade etmenin ve insanlarla iletişim kurmanın iki temel öğesi haline gelmiş olan yazmak ve çizmek çoğu zaman birbirini doğurur, ilham verir ve besler. Diğer bütün ilgi alanlarımı birleştirebildiğim 2 temel alan burası. Düğümün çözülmeye başladığı yer. Diğer bütün ilgi alanlarımı da içine dokuduğum yazılı ve görsel kocaman bir iletişim halısı!

Ba’ndo’ya geldiğimden beri ‘’iyi bir yazar görsel düşünebilmeli, iyi bir tasarımcı da iyi yazabilmeli’’ anlayışıyla karşılaştığım için çok mutluyum açıkçası. Gördüğüm kadarıyla, tasarımcılar yazı yazmayı ve metin yazarları da çizmeyi seviyor. Yıllarca lisede matematik ve fen dersleri içerisinde kaybolurken ders aralarında çizim yapmış, üniversitede grafik tasarım kazanmış fakat fransız dili edebiyatı okumaya karar vermiş biri olarak yolum buraya düştüğü için şanslı hissediyorum kendimi. Tüm ilgi alanlarımın ve uğraşlarımın hayatın akışı içerisinde anlam kazandığı bir yer oldu Ba’ndo.

Benim gibi birçok ilgi alanı olan ve bunlardan hangisini seçeceğine karar vermemiş olanlar, merak etmeyin! Hiçbirini seçmek zorunda değilsiniz. Günlerimizi yaptığımız iş ne olursa olsun keyif alarak geçirdikten sonra gerçekten bütün bu kaotik akış içerisinde gün geliyor, bütün taşlar yerine oturuyor.

Kendini bütün bu kaos içerisinde belli hiçbir yere, hiç kimseye ve hiçbir düşünceye ve hiçbir şeye ait hissedememiş ve bunu kabullenerek farklı zihin alanlarını tükenmek bilmeyen bir hayat enerjisiyle sürekli evrimleşerek fütursuzca ziyaret eden meraklı gezginlere keyifli günler diliyorum.

Ece Yılmaz Ba’ndo Design Agency’de reklam yazarı olarak çalışıyor.